24 Ocak 2015 Cumartesi
Kalbim, ah Kalbim!
Bu gözün şimdiye dek gördüğü en güzel biblo bu belki de. Nefesi yarıda bırakanını, sigarayı tablada unutturanını bi' daha görür müyüz bilmem..
Ama biz, severken ağlamayı, acıyı göğsüne bastırmayı ve en çok da aşık kalan kadınları severiz değil mi.. Ah, siz akılsız insanlar ne meşgulsünüz gündelik işlerle..
10 Kasım 2014 Pazartesi
Ben nosta, Geri Döndüm..
# Ben geri döndüm. Biraz yaşlandım, saçlarım uzadı ve mevsimler değişti.
# Gittiğim yolda gördüm ki, edebiyata ve kahveye sığınmanın yaşı yokmuş sevgili okur..
# "Bir kadının kendini sevmesi devrimdir" diye yazmış evvel zamanlarda bi'kadın. Sevdik, çok sevdik..
# Çamaşır katlamanın, çay demleyip balkon yıkamanın, ütünün ve halı tozlarının yani işin özü gündelik hayatın ruhumda yarattığı tahribatı yeni bir Orhan Pamuk romanı giderebilir. O da uzadıkça uzadı.
# Bir Edip Cansever dizesi olmak: "Sanırım hiçbir şeyin öyle pek tamamlanmadığı bir çağda yaşıyorum."
# Sessiz kalmak susmak değildir canım okur. Eğer oralarda bi'yerdeysen, o beni çok korkutan ve her daim kuyumu kazan gerçek'sen, var'san yani; sesimi duyansan sessizliğime ses ol.
#İyi şeylere sahibiz ve buna rağmen acı çekiyoruz. Üstelik şair de değiliz. Bu lüks ne peki?
# Çok yakın bi'zamanda "Pek Tuhaf Şeyler" olacak. Kalbim gümbür gümbür, ruhum çay kaşığı kadar hafif. Ilgıt'ımla el ele verip umuda yasladık sırtımızı.
# "Surat asmak" intihara atılan ilk adım, ötesi gidip de dönülmeyen o korkunç yer.
# O zamanlar cahildim, her şeyi biliyordum.
# Geçmişin de eli kolu var. Tutup sarsıyor insanı, kendine getiriyor. Sonra o koca, o karanlık ağzıyla diyor ki, "Yoluna git!" Çok gittim ve sonunda vardım.
# En sahici hislerim, kahvem, masa örtüm ve gülümsememle; yeniden..... Merhaba okur!
1 Mart 2013 Cuma
Ben Senin Gördüğünü Yaşamıyorum ki..
"Aşk, ille de her şeye rağmen yaşanan, akıldışı bir kurgu değil mi? ne kadar çok şeyi karşısına alırsa o kadar büyüyen bir söylence değil mi aşk denildiğinde bizi titreten o duygu vaadi? aşk, olsa olsa bir suç ortaklığının ülküleştirilmiş adıdır. dünyanın onayıyla kutsanmış olan duygusal birlikteliğin adı değil. aşk, huzursuzluktur. kaçınılmaz olarak muhalefettir. aşk, resmi olanın, meşru olanın uzağında kendimize kazdığımız bir dehlizdir. ne kadar derin olacağı öncelikle kendi düş gücümüze, hemen sonra da yaşamaya talip olduğumuz aşkın uğrayacağı saldırıların şiddetine bağlıdır. aşk, bir paranoya örgütlenmesidir aynı zamanda.." diyor Yıldırım Türker aşk için. Bu film için söylenmemiş olsa da, bu filmi özetleyen belki de en güzel söylem bu.
Leyla -elbette adıyla müsemma- porno film çekerek yaşayan, hap bağımlısı, bir "garip"kadın. Ailesine Almanya'da yaşadığını söylemiş, olmayan kocasından boşanmış, yurda dönmüş. Paraya değil, yalnızca biraz huzura ve baş ağrısının dinmesine ihtiyacı var. Olmayacak şeyler değil bunlar, ama olmuyor. Olacak gibi olduğunda bile Leyla inanmıyor, huzurun arkasında duran ve canına kast eden o kara gerçeğe ihtiyacı var.
İzzet -elbette adıyla müsemma- genç bir adam. Annesine eziyet eden babasının, annesi tarafından öldürülmesine tanık olmuş. Bir gece vakti ve çocuk. Susarak affetmiş annesini. Aynı evde, babası olmadan, tombik ve vücudundan utanan bir kızkardeşle birlikte yaşıyor, ortayaşlı kadınlarla yatıyor, ona verilen kusursuz güzelliği yani vücudunu satıyor, karşılığında para alıyor. Bu kafa yoracak bi'şey değil.
Bu iki karakterin yolu boş bir apartmanın, basit bir dairesinde kesişiyor. Bir mutfak, iki başka adam, bir kamera. Porno film. Ardından gelen vicdan muhasebesi, erkeklik gururu ve yokluğun ve acının getirdiği aşk.
"Ben senin gördüğünü yaşamıyorum ki.." yazıyor küçük puntolu harflerle filmin afişinde. Buradan yola çıkmalı..
4 Şubat 2013 Pazartesi
Ama Senin
"Akşamları biraz geç
gel yahu, bir erkek dolaşmak istemez mi dedim. Ben çok yaşlı olan anneannemle
meşgulüm. O da, istifa etmek üzere maliye’den. Bağını koparmasını istiyorum. Hiç
arkadaşı yok çünkü. 'Peki' dedi. İlk gün dönüş saati geldi, altıyı çeyrek geçti,
ortada yok. Normalde akşam 6'da evde olur. Ertesi gün altıyı yirmi geçiyor, sonra
altı buçuk. Bir gün odayı havalandırayım dedim, yaz. Toz aldım, bezi silkelemek
için pencereden eğildim ki, kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.."
24 Ocak 2013 Perşembe
Ölüyorum, Öyleyse Varım
Ait olduğu yerin güvenli kodlarıyla yaratmayıp tüketerek, zamanın ona gösterdiği işareti takip ederek, sadece ve sadece bir kuyunun derin olabileceğini düşünerek yaşayan; neden "intihar" gibi yasaklanmış bir arzuya heves etsin?
Damla damla hayatıma sızan onca insanın bu istekli ölümlerini, ölümlerinin sebebini merak ediyorum. Hele Metin Kaçan kendini gökyüzüne bıraktıktan sonra. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway'e intiharı çözüm olarak sunmuştu, evinin penceresinden atlamıştı Mrs. Dalloway. Toplumdan, yaşadığı çevreden kendini kurtarmak, "yükselmek" olarak yorumlamıştı bunu edebiyatçılar. Belki Metin Kaçan da benzer şeyler düşünmüştür kendi için.
Bakalım kim neler demiş, yapmış
Hakan Günday: Nedeni ne olursa olsun, yazarak düşünenlerin intiharlarında bir ortak nokta varsa, o da hayatlarına, kurdukları herhangi bir cümle gibi son vermeleri olabilir. Bitmesi gerektiği için. Yeterli olduğu için. Ya da anlatacak bir şeyleri kalmadığı için..
Mayakovski'nin intihar notu: Bağışlayın beni! Biliyorum intihar bir çözüm yolu değil - biliyorum ve kimseye salık vermiyorum - Ama benim yapacak başka bir şeyim yoktu.. Ödeştim yaşamla. Bütün olup bitenleri, acıları, mutsuzlukları ve karşılıklı hataları tartışmakta bir fayda yok.."
Cesare Pavese'in günlüğünün son sayfası: İntiharı düşündüğümde kolay geliyordu. Ama bir yığın zavallı kadın başardı bunu. Alçakgönüllük gerek, gurur değil..
Jery Kosinski'nin intihar notu: Şimdi kendimi her zamankinden biraz daha uzun bir uykuya yatıracağım. Sonsuzluk dersiniz buna.
İngiliz şair Chatterton:
Nasıl olsa öleceksek
insan hayatının sefaletini
halat ya da jartiyer, zehir, tabanca, kılıç
yavaş yavaş öldüren hastalık ya da
hayat damarlarından birinin aniden kesilmesi
kısa kesmiş ne fark eder?
nedenler değişse de sonuç aynı:
tümünün varış noktası ortak bir ölümdür..
Chatterton "İntihar" adlı şiirini yazdıktan birkaç ay sonra öldürücü dozda arsenik alır. Ölümünden hemen önce "Istırap içindeki ruhumu al" diye yazar, "ve bu son rezaleti bağışla.."
Romain Gary'nin intihar mektubunun son cümlesi: Çok eğlendim, her şey için teşekkürler!"
Longston Hughes'ın İntiharın Notu adlı şiiri;
Sakin,
Serin yüzü nehrin
Bir öpücük istedi benden
Albert Camus Sisifos Miti'nde şunu atıyor ortaya; Sadece bir tek ciddi felsefi sorun vardır, ve o da intihardır.
Son cümle Adalet Ağaoğlu'ndan gelsin,
İntihar etmeyeceksek içelim bari!
Dramatik Kısa Öykü
Bundan yıllar yıllaar evvel, ismi lazım olmayan bir ülkede dramatik kısa öykü yarışması düzenlendi. Ve kimsenin tanımadığı yakışıklı adam sahiden iki kısa cümleyle birinci oldu. Öykü şöyleydi:
"Satılık bebek patikleri. Hiç giyilmedi."
Yazan: Ernest Hemingway
10 Ocak 2013 Perşembe
Fesleğen
kurduğum-
bu küçük-
tuzaklara kalbim takıldıkça...
fesleğenler geliyor aklıma
sözlerin ne taş
sektirmeye benziyor sularda
ne de gözlerin
o kar fırtınasında
ışıkların yanmasına
yüzün de benzemiyor
gece yarısında tutuşan bayraklara
neden başka bir çiçek değil de
fesleğenler geliyor aklıma
bir sırrım daha al senin olsun
koy bunu da ötekilerin yanına
geçen yaz aldıklarım-
kaskatı kesilmiş toprakları
bu yazsa güzel sözlerle övgülerle
çürüten benmişim onları
fesleğenler
başka bir çiçek değil de
elbette fesleğenler
her an düşünceli
her an tefekkürdeki
bir başı okşar gibi
seven var mıdır
uykuma giren
ra
yi
ha
ları.
oysa ne iki ırmak
karışırmış birbirine dünyada
ne de göz yaşları aşkta
dostum, demiştim dostum
otuzumda bir gün
öğrendim ki bu gün
aşktan farkı yokmuş
dostluğun
öyle deme, öyle deme
ayrı ayrı düşüyor yaşlar
iki gözden bile
Cevdet Karal
13 Aralık 2012 Perşembe
Vefat
"...ben susunca gidersin biliyorum, ben konuşurken kaçanlar da oldu, bana roman yaz diyenler de oldu, hayatım roman olduğu için yazmıyorum, onu ben yaşarken okuyun, ben oyun yazıyorum, bir gün sonraya çıkabilmek için ve güneşin bir gün daha doğmak üzere olduğunu görebilmek için her gün yeni oyunlar icat etmek zorundayım..."
2 Kasım 2012 Cuma
Masum Değiliz
Pembe-sarı kitabı elime alıp bir gün boyunca sadece kapağını okşamıştım.Ve roman başlamadan ilk sayfaya bulut gibi yerleşen Celal Salik imzalı o epigrafı:
"Onlar yoksulluğun, para kazanmakla unutulacak bir suç olduğunu sanacak kadar masum insanlardı.."
Ağlamakla gülmek arasında sıkışıp kalan o tuhaf sesle Arda'yı aramıştım. Önce birlikte bağrışıp, sonra birlikte susmuştuk. Arda'yla beraber yarattığımız "alem"e nasıl da yakışıyordu bu adam. Heyecanlıydık ve bi'garip..
Bi'kaç gün önce Galatasaray Lisesi'nden sağa dönüp, ince bir yokuş indim. Dar sokaklardan geçtim, merdivenlerden aktım. Gece karanlığında mor gibi görünse de vişne çürüğü olduğunu fotoğraflarından bildiğim o evi buldum.
Evin karşı kaldırımında sigara içerken sesimin titremesi şüphesiz dumandan ya da Constantin'in boğucu siyah havasından değildi. Bir mucizeye tanık oluyordum. O an elinde kalın kitapları, üzerinde koyu renk trençkotu ve o koca gözlükleriyle Orhan çıksa karşıma ya da Arda beni arasa ya da ne bileyim kör karanlıkta saklanan dar sokaklardan aniden biri çıkıp beni kaçırsa, şaşırmazdım. Mucizeler kalp atışlarımızı hızlandırıp bizi kendi gerçekliklerine sürüklerken, içimizin yıldızları teker teker kopup gökyüzüne ulaşıyor galiba..
"İçeri"ye dair çok net anılarım yok sevgili okur. Yıldızlarımla birlikte aklım da gökyüzüne kaçmış olmalı. Beyaz duvarları, duvarlara yazılan alıntıları, tuzlukları, çatal bıçakları, sat-sat kültablasını, rakı bardaklarını ve biblo köpekleri, Füsun'a ait küpeleri,saatleri, elbiseyi, gözlerine yerleştirilen siyah şeritle gazetede çıkan kadınları, Füsun'un göründüğü caddeleri, parkları, yokuşları ve Meltem gazozlarını elbette hatırlıyorum.Çünkü onları hiç unutmadım. Görmeden önce görmüştüm onları..
Ziyarete gittiğim yer bir "müze" değil, başka bir dünyaydı. Tanrıcılık oynayan, yaratan, hiçe "can" veren, boşluğa karakter biçen bir adamın zihniydi ziyarete gittiğim. İşte tam da bu sebepten "beğenmek/beğenmemek" mevz-u bahis değil. Bakmak ve olabildiğince anlamaya çalışmak. Belki de sadece "ben burdayım!" demek..
Bu anlama telaşında gözlerimden silinmeyen iki şey var. İlki, çatıkatına çıkan merdivenin altında gördüğüm "Füsun'u Son Görüşüm". İkincisi, girer girmez beni karşılayan binlerce sigara izmariti. Gün gün, an an, cümle cümle.. İnsan bunun karşısında yıldızlarını gökyüzüne bırakmaz da ne yapar sevgili okur..
Böyle bir yazı nasıl bir sonsözle noktalanır inan bilmiyorum.
Belki bi iç çekiş,
Kendimizde olmayanı aradığımız doğrudur. Kemal, Füsun'da gördüğü o çocuk saflığının peşine düştü. Ben kaybettiğimi bildiğim için müzemin girişinde Arda'nın sesini duydum. Orhan, bu hayattan hepimizden daha fazla sıkıldığından yeni bir hayat yarattı. Ve adını "masumiyet" koydu..
Gitmen, görmen ve tüm o güzelliği içine nefes gibi çekmen ümidiyle..
11 Ekim 2012 Perşembe
Derin Düşünce No: 13 / Sonbahar'da
- Ankara bugün parçalı bulutlu, uzun uzuun kaffaltı yapmalık bir sabahı yaşıyor. Kar gelsin diye beklerken, yağmurlara alışma mevsimini yaşıyoruz.
- Çok kaffe içtiğim için üzülüp, kivi oraleti almış bana. Tadı öyle güzel ki.. Kokusu yazı hatırlatıyor, tadı şefkati..
- Dün kırtasiyeye gidip 24'lük pastel boya aldım, 6 tane de dev ölçülerde resim kağıdı. Klimt'in resimlerini kendimce çiziyim dedim. Hiç de fena olmadı. Turuncu ve sarım bitmek üzere. Tek şikayetim bu.
- Bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Ne demeli, nasıl anlatmalı bilmiyorum. Kadın gözüyle izlemek lazım bu filmi ya da sahiden kadın olmak lazım. Annesinden sigara paketini saklayan bir genç kızın, "anne ben hamileyim" demesi imkansızken, sürekli büyüyen bir karnın mezurayla ölçülmesi.. Naif şeyler bunlar, hüzünlü şeyler..
- Büyük beklentilerle okumaya başladığınız kitabın "foss" çıkması nasıl bir hayalkırıklığı.. Üstelik böyle güzel bir adı varken. Kitabın beni mest eden tek bir tarafı vardı, Nevzat Başkomiser ve Behzat amire yaptığı göndermeler. Onlar da olmasa....
- Le Monde'un yüzyılın kitapları listesi yayımlanmış, kaçını okuduk kaçı beklemede..
- " Ümit öylece kaldı da ümit edeni söyle kim aldı.."diyor o şarkıda.
- Bugünlerin yaşama sebebi, Geleceğin Aslanı ödülünü alan Ali Aydın'ın Küf, adı yeten Reha Erdem'in Jin, yürüyüşüyle bile "ben sanat filminden anlamam" diyen ama kralını yapan Onur Ünlü'nün Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı filmleri. Vizyon tarihleri belli olmasa da beklemek güzel..
- "Hani şarkılar vardır dilini bilmediğin / bir tek sözcüğü bütün bir hayatı anlatır sana" Şair dizelerinde bu şarkıdan bahsetmiş..
- Güzel şarkılar dinle sevgili okur, işine odaklandığın dikkatle gökyüzüne de odaklan. Her şey orda. Sır da, gerçekte, dua da, ses de, sessizlik de orda.
18 Eylül 2012 Salı
Yeniler Bi Adım Öne Çıksın
Yaz geçiyor, sevgili okur. Her şey gibi, "kendine ait bir yaz" da bitmek üzere. Evde oturmalar, kar yağsın diye dua etmeler, renkli battaniyelere sarınıp kadeh tokuşturmalar ha başladı ha başlayacak.
Yaz için stoklanan kitapların da sonu gelmek üzere. Eylül'ün de gidişiyle kimsesiz kalmamak için yine aldık kalemi kağıdı elimize güzel bir liste yaptık. Birazdan görüceğin kitaplar henüz okunmadı, ama kışlık planlarına eşlik etsin diye seninle paylaşıldı. Okunan arka kapak yazıları, yazar hayatları, sayfa kokuları gösterdi ki bu kışı birlikte geçireceğiz.
Buyrun salona geçelim,
Siren Yayınları
Salvador Plascencia
Çev: Begüm Güzel
224.sy
Yazı bu kitapta "matbu bir ses" gibi duruyormuş efem, öyle söylüyorlar.
"Kelimeler birer yara izi gibi tutunacak kağıda"
Tembel Hayvan Yayınları
Mike Segretto
Çev: Cihat Taşçıoğlu
176 sy.
"Bu kitabı son müsveddeleri dikkatle okurken yüzüne yerleşen tiksinti gerçekten ilham verici olan anneme adıyorum.."

İletişim Yayınları
Akif Kurtuluş
271 sy.
En hevesli okuyacağım kitaplardan biri. "İlk cümle"nin aşkına değil sadece, bu kitap bir aşk romanı, ümitsizlikle büyüyen bir aşkın romanı. Bakın ilk cümlesine, ne inandırıcı ve ne çok mut dolu..
"Hayır, bu kez başka türlü olacak."
İletişim Yayınları
Tarhan Gürhan
71 sy.
Bir alkol/süzlük güncesi, üzerine delilik ve merak serpiştirilmiş bir başlama ve bırakma hikâyesi.
"6. Mart. 2001 / Dikmen
Boşluğu ve perişanlığı sızdırıyor günler sadece.."
Metis Kitap
Svetlana Boym
Çev: Yiğit Yavuz
328 sy.
Yıl 1939, Paris'te bir Rus göçmeni. Avrupa, Rusya'da yaşananları sadece "heyecan verici" olarak yorumluyor. Köksüzlüğü ve entelektüelliğiyle tanınan Nina hiç bilmediği bu topraklarda bir cinayete kurban gidiyor. Bu cinayetin peşinden giden Tanya'nın öyküsünü okuyacak gibi duruyoruz biz de.
Süveterli sürüler çobanlarını izlemeye devam etsinler sevgili okur, biz kitaplarımızı "hüüüp" diye içimize çekelim. Sımsıcak bir kış elbette mümkün..
Yaz için stoklanan kitapların da sonu gelmek üzere. Eylül'ün de gidişiyle kimsesiz kalmamak için yine aldık kalemi kağıdı elimize güzel bir liste yaptık. Birazdan görüceğin kitaplar henüz okunmadı, ama kışlık planlarına eşlik etsin diye seninle paylaşıldı. Okunan arka kapak yazıları, yazar hayatları, sayfa kokuları gösterdi ki bu kışı birlikte geçireceğiz.
Buyrun salona geçelim,
Siren Yayınları
Salvador Plascencia
Çev: Begüm Güzel
224.sy
Yazı bu kitapta "matbu bir ses" gibi duruyormuş efem, öyle söylüyorlar.
"Kelimeler birer yara izi gibi tutunacak kağıda"
Tembel Hayvan Yayınları
Mike Segretto
Çev: Cihat Taşçıoğlu
176 sy.
"Bu kitabı son müsveddeleri dikkatle okurken yüzüne yerleşen tiksinti gerçekten ilham verici olan anneme adıyorum.."

İletişim Yayınları
Akif Kurtuluş
271 sy.
En hevesli okuyacağım kitaplardan biri. "İlk cümle"nin aşkına değil sadece, bu kitap bir aşk romanı, ümitsizlikle büyüyen bir aşkın romanı. Bakın ilk cümlesine, ne inandırıcı ve ne çok mut dolu..
"Hayır, bu kez başka türlü olacak."
İletişim Yayınları
Tarhan Gürhan
71 sy.
Bir alkol/süzlük güncesi, üzerine delilik ve merak serpiştirilmiş bir başlama ve bırakma hikâyesi.
"6. Mart. 2001 / Dikmen
Boşluğu ve perişanlığı sızdırıyor günler sadece.."
Metis Kitap
Svetlana Boym
Çev: Yiğit Yavuz
328 sy.
Yıl 1939, Paris'te bir Rus göçmeni. Avrupa, Rusya'da yaşananları sadece "heyecan verici" olarak yorumluyor. Köksüzlüğü ve entelektüelliğiyle tanınan Nina hiç bilmediği bu topraklarda bir cinayete kurban gidiyor. Bu cinayetin peşinden giden Tanya'nın öyküsünü okuyacak gibi duruyoruz biz de.
Süveterli sürüler çobanlarını izlemeye devam etsinler sevgili okur, biz kitaplarımızı "hüüüp" diye içimize çekelim. Sımsıcak bir kış elbette mümkün..
16 Eylül 2012 Pazar
13 Eylül 2012 Perşembe
Gidelim Buralardan, Dayanamıyorum
Günlerden keyif, mevsimlerden akşam soğuk olur ceketini yanına al, senelerden mutluyuz.
Geçen pazar kafferengi yumuşacık bir kanepenin üzerinde birbirinden farklı üç kadının hayatını izlemekle geçti. Filmler bittikten sonra anladım her şeyi. "Hep sonradan.." Giriş, gelişme, sonuç gibi bi'şey oldu, aklım şaştı düşündükçe. Tesadüfen seçilen üç film, yepyeni bi öykü yarattı kendince. Nosta mest oldu.
Lola, aşık olduğu adam tarafından parlak bir yüzükle ödüllendirildi ya da öyle sandı. Lanetin başlangıcını sezemedi. Her şey bir (1) günde oldu. Yatak boş, kendi sarhoş, ruhu umutsuz.
Fransız edebiyatıyla ilgileniyor, tek hayali tezini bitirmek. "Sessizlik ve Mallermé" hakkında yazmak sandığından çok daha zor. Hele yalnızken, cips ve çikolata yemekle bu kadar meşgulken, terk edilmişken. Dostlarla kavgalar edildi, tuhaf erkekler denendi, yollarda içkiler içildi, sarhoş olunup küfürler edildi, anneyle dertleşildi, babaya sığınıldı. Hiç biri kâr etmedi, yine görüşüldü terk eden sevgiliyle. Yılların birlikteliği tek geceye indi. Ve bu acınası sürünceme Lola'nın yeni bir hayata karar vermesine kadar uzadı gitti.
Lola yeni hayatına başlamış (ilk aşklar hep mutsuz biter zaten) ve adı Verona olmuş, sol parmağına yüzük takmamaya kararlı, çok mutlu. Böylesine bir aşkı hayal bile edemezdi. Ve bi gün hamile kaldığını öğrendi, hiç tereddütsüz bebeğini dünyaya getirmeye karar verdi. Bazı sabahlar ağlayarak uyandı yine de "biz bu birbirini sevmeyen insanların dünyasında nasıl ayakta kalıcaz.." diye söylendi, sevdiceğinden güç aldı.
Bir sabah taktı çantasını koluna yollara düştü. Sevdiği insanların yaşadığı şehirlerde kendine bir yer edinmek istedi, çocuğunu sevmeyen anneler gördü, bi'türlü anne olamayan kadınlar tanıdı. Bebeği için endişelenen sevgilisini yatıştırdı. Hep sevdi, çok sevdi..
Alt üst olmuş bir dünya. Artık adı Verona değil, bundan böyle Becca. O delice aşık kadından geriye bahçesiyle ilgilenen ve sadece gerektiğinde kısa cümlelerle konuşan mutsuz bir kadın kaldı. Bebeğini kaybetti çünkü. 4 yaşında, yeni yeni resim çizmeye başlayan o muhteşem şey geldiği kadar çabuk çıktı dünyasından.
Artık her şey çok anlamsız, kocasının davranışları, annesinin onu sahiplenişi hatta kız kardeşinin hamile kalması bile onu sinir ediyor. Böylesine yıkık bir dünyada ayakta kalmak çok zor. Tutunacak tek bir dal var şimdi, bebeğinin "kazara" ölümüne sebep olan o genç adamla yaptığı sohbetler.
Kadınların bir çuval dolusu umutla, elleriyle, gözleriyle ince ince inşa ettikleri bu dünya her filmde yeniden yıkılsa da ayakta kalmanın yolu kör karanlıkta bile bulunuyor. Bi yerinden çekiştiriyor yaşam seni illa ki..
Geçen pazar kafferengi yumuşacık bir kanepenin üzerinde birbirinden farklı üç kadının hayatını izlemekle geçti. Filmler bittikten sonra anladım her şeyi. "Hep sonradan.." Giriş, gelişme, sonuç gibi bi'şey oldu, aklım şaştı düşündükçe. Tesadüfen seçilen üç film, yepyeni bi öykü yarattı kendince. Nosta mest oldu.
1. Bölüm (Giriş): Lola Versus
Lola, aşık olduğu adam tarafından parlak bir yüzükle ödüllendirildi ya da öyle sandı. Lanetin başlangıcını sezemedi. Her şey bir (1) günde oldu. Yatak boş, kendi sarhoş, ruhu umutsuz.
Fransız edebiyatıyla ilgileniyor, tek hayali tezini bitirmek. "Sessizlik ve Mallermé" hakkında yazmak sandığından çok daha zor. Hele yalnızken, cips ve çikolata yemekle bu kadar meşgulken, terk edilmişken. Dostlarla kavgalar edildi, tuhaf erkekler denendi, yollarda içkiler içildi, sarhoş olunup küfürler edildi, anneyle dertleşildi, babaya sığınıldı. Hiç biri kâr etmedi, yine görüşüldü terk eden sevgiliyle. Yılların birlikteliği tek geceye indi. Ve bu acınası sürünceme Lola'nın yeni bir hayata karar vermesine kadar uzadı gitti.
2. Bölüm (Gelişme): Away We Go
Lola yeni hayatına başlamış (ilk aşklar hep mutsuz biter zaten) ve adı Verona olmuş, sol parmağına yüzük takmamaya kararlı, çok mutlu. Böylesine bir aşkı hayal bile edemezdi. Ve bi gün hamile kaldığını öğrendi, hiç tereddütsüz bebeğini dünyaya getirmeye karar verdi. Bazı sabahlar ağlayarak uyandı yine de "biz bu birbirini sevmeyen insanların dünyasında nasıl ayakta kalıcaz.." diye söylendi, sevdiceğinden güç aldı.
Bir sabah taktı çantasını koluna yollara düştü. Sevdiği insanların yaşadığı şehirlerde kendine bir yer edinmek istedi, çocuğunu sevmeyen anneler gördü, bi'türlü anne olamayan kadınlar tanıdı. Bebeği için endişelenen sevgilisini yatıştırdı. Hep sevdi, çok sevdi..
3. Bölüm (Sonuç): Rabbit Hole
Artık her şey çok anlamsız, kocasının davranışları, annesinin onu sahiplenişi hatta kız kardeşinin hamile kalması bile onu sinir ediyor. Böylesine yıkık bir dünyada ayakta kalmak çok zor. Tutunacak tek bir dal var şimdi, bebeğinin "kazara" ölümüne sebep olan o genç adamla yaptığı sohbetler.
Kadınların bir çuval dolusu umutla, elleriyle, gözleriyle ince ince inşa ettikleri bu dünya her filmde yeniden yıkılsa da ayakta kalmanın yolu kör karanlıkta bile bulunuyor. Bi yerinden çekiştiriyor yaşam seni illa ki..
21 Ağustos 2012 Salı
Bay Klimt'e Saygı
Şu gördüğün altın paralar, Klimt'in 150. doğum yılı nedeniyle Avusturya tarafından çıkarılmış. Bir yüzünde Klimt, diğer yüzünde Adele var.
"Klimt'i anladık da Adele neyin nesi?" diye iç geçirenler olabilir.
Klimt başka hiçbir kadını iki kez resmetmedi ve yüzlerce deneme çizimi yaptığı Adele kadar hiçbir kadına zaman ve dikkat ayırmadı. Ama bence Adele'nin şansı bunlar değil. 1925'te öldüğünde ne Nazilerin Avusturya'yı işgal ederek kocasının resimlerini yağmaladıklarını gördü ne de kocasının işgal sonrası resimlerini ardında bırakarak kaçmak zorunda olduğunu.
Uzun lafın kısası Adele şanslı bir kadın, Klimt ise ölümü yenmiş, faşizm düşmanı, biraz hovarda, hayli yetenekli bir ressam. Para konusuna gelirsek, şu olayı görseydi Klimt pek sevinmezdi herhalde. Olsun, biz herkes adına çok sevindik!
19 Ağustos 2012 Pazar
El Öpenleriniz Şok Olsun
Bu sabah baykuşlar çalmış olsun kapını. Gülümseyen şiirler ikram etsinler sana selam sütlaç yerine. Bi sayfa Can Edip Sever, bi mısra Haydar Ergülen ye tıka basa. Cebini değil de ruhunu- evet, ruh vardır.- doldurduğun bi bayram olsun!
"Gerçek" bi bayram olsun!
Ve ben bayramı bahane ederek o çok yakışıklı adamlarla, çıtkırıldım han'fendileri defalarca öpüyor, çikolatama, şiirime, şarkıma geri dönüyorum..
Sevgimle kal cânım okur!
5 Temmuz 2012 Perşembe
Sesli Sinema / Ve Şimdi Haberler
Şehir trafiğinden, Serdar Ortaç şarkılarından ve Ankara havasından kurtulmanın tadını çıkardığım şu güzel günlerde "varlığım sinemaya armağan olsun" düsturunu benimsemiş halde nefes alıyorum.
Pınar'la birlikte düzenlediğimiz (zaten iki katılımcı var. ben ve pınar) "Yaz İyidir Film Festivali" kapsamında her akşam 23.00'de bir Avrupa filmi (ama mutlaka Avrupa filmi) izliyor, sonrasında balkona çıkıp sigara eşliğinde sohbet muhabbet kısmına geçiyoruz. Festivale film bulup gecelerimizi şenlendirmek adına ne kadar sinema dergisi varsa aldık okuduk, hayret edip sevindiğimiz haberleri sana yazmak da bana düştü canım okur..
Ve şimdi haberler,
- Dr. House'ın bitimiyle oyunculuğu bıraktığını söyleyen Hugh Laurie, Robocop'un yeniden çevriminde "kötü adam"ı canlandıracakmış. Ben şahsen derinden bi ohhhh çektim.
- Açlık Oyunları'nın devam filmi olan "Catching Fire" da yer alması için şahaneler şahanesi Philip Seymour Hoffman'a teklif gitmiş. Kabul etmese de bi bayram etsem.
- En baba yönetmen Cronenberg'in Şark Vaatleri'nin devamını çekecek imiş. Yeni film de 2013'de vizyona girecek imiş. Kadro aynı, yönetmen aynı. Merakımdan ölsem ben de.
- Nazi Almanyası'yla ilgili bir film çeken Goerge Clooney bu filme ara vermiş, Küba Devrimi'nin görünmeyen kahramanları anlatacağı yeni bir filme başlamış. Filmin adı "The Yankee Commandante" olucakmış. Bu arada ben seviyorum Clooney herifi.
- Sinema dergilerince yılın en iyi filmi "Moonrise Kingdom" seçilmiş. Bruce Wills'e tahammül etmek zor olsa da izleyelim arkaaağşlar!
- Marilyn Monroe'nun hayatını filme çekmeye yemin eden Brad Pitt, yönetmen olarak Andrew Dominki'i seçmiş, kendisi filmin yapımcılığını üstlenmiş.
- Yıllar geçse de üstünden unutamayacağımız yakışıklı Ryan Gosling yeni filmi" Only God Forgives" ın çekimlerini hemen hemen bitirmiş. Ne de iyi etmiş. Drive'ı üç kez seyrettik, yeni bi'şeyler istiyoruz!
4 Temmuz 2012 Çarşamba
Tatil Kitabı
Denizden, kumdan, kumsaldan, plaj yakışıklılarından feragat edip kendimi evime attım, klimayı açtım, sigaramı yaktım, geçtim minik ekran bilgisayarın başına. Dedim ki "yaz nosta.. şöyle güzelinden bir tatil kitabı hazırla. üşenme, erteleme, vazgeçme!"
Uzun lafın kısası intihar etmeyeceksek bari güzel bi yaz geçirelim..
Bunları oku:
Bunları izle:
Bunları oyna:
24 Haziran 2012 Pazar
Yaz'amayışın Hayırlı Sebepleri
Ankara'nın karlı, rüzgarlı ve bolca efkarlı günlerinden, İzmir'in Pınar'lı, güneşli, şefkatli havasına zor attım kendimi. Uzuuunca bi zaman sonra "kendim"deyim. Çocuk bağırtıları, sınav telaşı, kaffaltısız sabahlar yerini kahkahalı sohbetlere, öğleden sonra şemsiye altında yapılan pembe gölgeli kaffe keyiflerine, alkışlarla söylenen şarkılara, yüzük, gelinlik, davetiye seçme telaşına bıraktı. Yalnız hayatın son zamanları yaşanırken, adli sicil kayıtları, alacak verecek hesapları kapandı, geçmişin karanlık gölgeleri unutuldu, gitti.. Çok şükür gitti..
Filmler, kitaplar, yağmur yüklü şarkılar ve o anlamsız telaş rafa kalktı bi süre. Bi'şeye geç kalmışlık hissinden yazla birlikte kurtulurken Pınar'la güneşin şefkatli kollarına bıraktık kendimizi. Hayallerimi üstüne yıkacak esmer bi delikanlıyı da "koca" yaptım ki kimseler keyfime değmesin!
Nosta, "yeni" evinden yazmaya devam edicek,
ama şimdilik kumsalda şeftali kokan çayımı yudumlayarak gülümsememe izin verin!
Sevgimle kal canım okur..
n.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Sonra Yine Sevişiriz
Küçükİskender'içoksevenler familyasından değilim. Lakin "sevmiyorum" da diyemem. Hele bi'kaç mısrası var ki, ne zaman aklımıza gelse, aklım durur, zaman durur, her şey bir tükürük olur, yutarım. Kaç insan bir cenazeye çelenk yerine orman göndermeye cesaret edebilir ya da kaçımızın aklına geldi o çok sevdiğimizle abanoz bir kaşıkla tahin ve pekmez gibi birbirimize karıldığımız, balıkçı tezgahlarının mezarlık olduğu şiiri hiiiiiiç hatırlatmıyorum.
Psikeart'la yaptığı söyleşide şunları söylemiş hazretleri.
Roman yazıyor.
Dikkat çekici.
Konuyla yakinen ilgiliyiz.
Selam olsun 21. yüzyılın trajik aşklarına!
"sonra yine sevişiriz adlı bir roman yazmayı planlıyorum: her şeyi arzunun bitmeyeceği düşüncesine bağlayarak hayatta kalan bir çiftin öyküsü; 'önce birbirimizi paramparça edip ayrılalım, sonra nasılsa yeniden sevişebiliriz.' felsefesi milli bir yol diye adlandırılmamalı; bu, artık tüm dünyanın içtenlikle benimsediği, vahşi kapitalizmin sunduğu saçma sapan kokteyl; hatta aperitif niyetine, açlığı körüklemek için dayatılmış bir görüş. 'sevişerek ilişkiye başlayanların ayrıldıktan sonra da bir araya gelip yine sevişme' ihtimalinin arzuyu nasıl anlamlandırdığını, doğanın insandan bir türlü neden vazgeçemediğini işaret ettiğini savunanlardanım galiba. çünkü doğada terk ya da ayrılık yok; arzu var. bu arzu da öyle bilinçli bir şey değil; bildiğimiz doğal işte!"
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











.jpg)
























