10 Ocak 2013 Perşembe
Fesleğen
kurduğum-
bu küçük-
tuzaklara kalbim takıldıkça...
fesleğenler geliyor aklıma
sözlerin ne taş
sektirmeye benziyor sularda
ne de gözlerin
o kar fırtınasında
ışıkların yanmasına
yüzün de benzemiyor
gece yarısında tutuşan bayraklara
neden başka bir çiçek değil de
fesleğenler geliyor aklıma
bir sırrım daha al senin olsun
koy bunu da ötekilerin yanına
geçen yaz aldıklarım-
kaskatı kesilmiş toprakları
bu yazsa güzel sözlerle övgülerle
çürüten benmişim onları
fesleğenler
başka bir çiçek değil de
elbette fesleğenler
her an düşünceli
her an tefekkürdeki
bir başı okşar gibi
seven var mıdır
uykuma giren
ra
yi
ha
ları.
oysa ne iki ırmak
karışırmış birbirine dünyada
ne de göz yaşları aşkta
dostum, demiştim dostum
otuzumda bir gün
öğrendim ki bu gün
aşktan farkı yokmuş
dostluğun
öyle deme, öyle deme
ayrı ayrı düşüyor yaşlar
iki gözden bile
Cevdet Karal
13 Aralık 2012 Perşembe
Vefat
"...ben susunca gidersin biliyorum, ben konuşurken kaçanlar da oldu, bana roman yaz diyenler de oldu, hayatım roman olduğu için yazmıyorum, onu ben yaşarken okuyun, ben oyun yazıyorum, bir gün sonraya çıkabilmek için ve güneşin bir gün daha doğmak üzere olduğunu görebilmek için her gün yeni oyunlar icat etmek zorundayım..."
2 Kasım 2012 Cuma
Masum Değiliz
Pembe-sarı kitabı elime alıp bir gün boyunca sadece kapağını okşamıştım.Ve roman başlamadan ilk sayfaya bulut gibi yerleşen Celal Salik imzalı o epigrafı:
"Onlar yoksulluğun, para kazanmakla unutulacak bir suç olduğunu sanacak kadar masum insanlardı.."
Ağlamakla gülmek arasında sıkışıp kalan o tuhaf sesle Arda'yı aramıştım. Önce birlikte bağrışıp, sonra birlikte susmuştuk. Arda'yla beraber yarattığımız "alem"e nasıl da yakışıyordu bu adam. Heyecanlıydık ve bi'garip..
Bi'kaç gün önce Galatasaray Lisesi'nden sağa dönüp, ince bir yokuş indim. Dar sokaklardan geçtim, merdivenlerden aktım. Gece karanlığında mor gibi görünse de vişne çürüğü olduğunu fotoğraflarından bildiğim o evi buldum.
Evin karşı kaldırımında sigara içerken sesimin titremesi şüphesiz dumandan ya da Constantin'in boğucu siyah havasından değildi. Bir mucizeye tanık oluyordum. O an elinde kalın kitapları, üzerinde koyu renk trençkotu ve o koca gözlükleriyle Orhan çıksa karşıma ya da Arda beni arasa ya da ne bileyim kör karanlıkta saklanan dar sokaklardan aniden biri çıkıp beni kaçırsa, şaşırmazdım. Mucizeler kalp atışlarımızı hızlandırıp bizi kendi gerçekliklerine sürüklerken, içimizin yıldızları teker teker kopup gökyüzüne ulaşıyor galiba..
"İçeri"ye dair çok net anılarım yok sevgili okur. Yıldızlarımla birlikte aklım da gökyüzüne kaçmış olmalı. Beyaz duvarları, duvarlara yazılan alıntıları, tuzlukları, çatal bıçakları, sat-sat kültablasını, rakı bardaklarını ve biblo köpekleri, Füsun'a ait küpeleri,saatleri, elbiseyi, gözlerine yerleştirilen siyah şeritle gazetede çıkan kadınları, Füsun'un göründüğü caddeleri, parkları, yokuşları ve Meltem gazozlarını elbette hatırlıyorum.Çünkü onları hiç unutmadım. Görmeden önce görmüştüm onları..
Ziyarete gittiğim yer bir "müze" değil, başka bir dünyaydı. Tanrıcılık oynayan, yaratan, hiçe "can" veren, boşluğa karakter biçen bir adamın zihniydi ziyarete gittiğim. İşte tam da bu sebepten "beğenmek/beğenmemek" mevz-u bahis değil. Bakmak ve olabildiğince anlamaya çalışmak. Belki de sadece "ben burdayım!" demek..
Bu anlama telaşında gözlerimden silinmeyen iki şey var. İlki, çatıkatına çıkan merdivenin altında gördüğüm "Füsun'u Son Görüşüm". İkincisi, girer girmez beni karşılayan binlerce sigara izmariti. Gün gün, an an, cümle cümle.. İnsan bunun karşısında yıldızlarını gökyüzüne bırakmaz da ne yapar sevgili okur..
Böyle bir yazı nasıl bir sonsözle noktalanır inan bilmiyorum.
Belki bi iç çekiş,
Kendimizde olmayanı aradığımız doğrudur. Kemal, Füsun'da gördüğü o çocuk saflığının peşine düştü. Ben kaybettiğimi bildiğim için müzemin girişinde Arda'nın sesini duydum. Orhan, bu hayattan hepimizden daha fazla sıkıldığından yeni bir hayat yarattı. Ve adını "masumiyet" koydu..
Gitmen, görmen ve tüm o güzelliği içine nefes gibi çekmen ümidiyle..
11 Ekim 2012 Perşembe
Derin Düşünce No: 13 / Sonbahar'da
- Ankara bugün parçalı bulutlu, uzun uzuun kaffaltı yapmalık bir sabahı yaşıyor. Kar gelsin diye beklerken, yağmurlara alışma mevsimini yaşıyoruz.
- Çok kaffe içtiğim için üzülüp, kivi oraleti almış bana. Tadı öyle güzel ki.. Kokusu yazı hatırlatıyor, tadı şefkati..
- Dün kırtasiyeye gidip 24'lük pastel boya aldım, 6 tane de dev ölçülerde resim kağıdı. Klimt'in resimlerini kendimce çiziyim dedim. Hiç de fena olmadı. Turuncu ve sarım bitmek üzere. Tek şikayetim bu.
- Bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Ne demeli, nasıl anlatmalı bilmiyorum. Kadın gözüyle izlemek lazım bu filmi ya da sahiden kadın olmak lazım. Annesinden sigara paketini saklayan bir genç kızın, "anne ben hamileyim" demesi imkansızken, sürekli büyüyen bir karnın mezurayla ölçülmesi.. Naif şeyler bunlar, hüzünlü şeyler..
- Büyük beklentilerle okumaya başladığınız kitabın "foss" çıkması nasıl bir hayalkırıklığı.. Üstelik böyle güzel bir adı varken. Kitabın beni mest eden tek bir tarafı vardı, Nevzat Başkomiser ve Behzat amire yaptığı göndermeler. Onlar da olmasa....
- Le Monde'un yüzyılın kitapları listesi yayımlanmış, kaçını okuduk kaçı beklemede..
- " Ümit öylece kaldı da ümit edeni söyle kim aldı.."diyor o şarkıda.
- Bugünlerin yaşama sebebi, Geleceğin Aslanı ödülünü alan Ali Aydın'ın Küf, adı yeten Reha Erdem'in Jin, yürüyüşüyle bile "ben sanat filminden anlamam" diyen ama kralını yapan Onur Ünlü'nün Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı filmleri. Vizyon tarihleri belli olmasa da beklemek güzel..
- "Hani şarkılar vardır dilini bilmediğin / bir tek sözcüğü bütün bir hayatı anlatır sana" Şair dizelerinde bu şarkıdan bahsetmiş..
- Güzel şarkılar dinle sevgili okur, işine odaklandığın dikkatle gökyüzüne de odaklan. Her şey orda. Sır da, gerçekte, dua da, ses de, sessizlik de orda.
18 Eylül 2012 Salı
Yeniler Bi Adım Öne Çıksın
Yaz geçiyor, sevgili okur. Her şey gibi, "kendine ait bir yaz" da bitmek üzere. Evde oturmalar, kar yağsın diye dua etmeler, renkli battaniyelere sarınıp kadeh tokuşturmalar ha başladı ha başlayacak.
Yaz için stoklanan kitapların da sonu gelmek üzere. Eylül'ün de gidişiyle kimsesiz kalmamak için yine aldık kalemi kağıdı elimize güzel bir liste yaptık. Birazdan görüceğin kitaplar henüz okunmadı, ama kışlık planlarına eşlik etsin diye seninle paylaşıldı. Okunan arka kapak yazıları, yazar hayatları, sayfa kokuları gösterdi ki bu kışı birlikte geçireceğiz.
Buyrun salona geçelim,
Siren Yayınları
Salvador Plascencia
Çev: Begüm Güzel
224.sy
Yazı bu kitapta "matbu bir ses" gibi duruyormuş efem, öyle söylüyorlar.
"Kelimeler birer yara izi gibi tutunacak kağıda"
Tembel Hayvan Yayınları
Mike Segretto
Çev: Cihat Taşçıoğlu
176 sy.
"Bu kitabı son müsveddeleri dikkatle okurken yüzüne yerleşen tiksinti gerçekten ilham verici olan anneme adıyorum.."

İletişim Yayınları
Akif Kurtuluş
271 sy.
En hevesli okuyacağım kitaplardan biri. "İlk cümle"nin aşkına değil sadece, bu kitap bir aşk romanı, ümitsizlikle büyüyen bir aşkın romanı. Bakın ilk cümlesine, ne inandırıcı ve ne çok mut dolu..
"Hayır, bu kez başka türlü olacak."
İletişim Yayınları
Tarhan Gürhan
71 sy.
Bir alkol/süzlük güncesi, üzerine delilik ve merak serpiştirilmiş bir başlama ve bırakma hikâyesi.
"6. Mart. 2001 / Dikmen
Boşluğu ve perişanlığı sızdırıyor günler sadece.."
Metis Kitap
Svetlana Boym
Çev: Yiğit Yavuz
328 sy.
Yıl 1939, Paris'te bir Rus göçmeni. Avrupa, Rusya'da yaşananları sadece "heyecan verici" olarak yorumluyor. Köksüzlüğü ve entelektüelliğiyle tanınan Nina hiç bilmediği bu topraklarda bir cinayete kurban gidiyor. Bu cinayetin peşinden giden Tanya'nın öyküsünü okuyacak gibi duruyoruz biz de.
Süveterli sürüler çobanlarını izlemeye devam etsinler sevgili okur, biz kitaplarımızı "hüüüp" diye içimize çekelim. Sımsıcak bir kış elbette mümkün..
Yaz için stoklanan kitapların da sonu gelmek üzere. Eylül'ün de gidişiyle kimsesiz kalmamak için yine aldık kalemi kağıdı elimize güzel bir liste yaptık. Birazdan görüceğin kitaplar henüz okunmadı, ama kışlık planlarına eşlik etsin diye seninle paylaşıldı. Okunan arka kapak yazıları, yazar hayatları, sayfa kokuları gösterdi ki bu kışı birlikte geçireceğiz.
Buyrun salona geçelim,
Siren Yayınları
Salvador Plascencia
Çev: Begüm Güzel
224.sy
Yazı bu kitapta "matbu bir ses" gibi duruyormuş efem, öyle söylüyorlar.
"Kelimeler birer yara izi gibi tutunacak kağıda"
Tembel Hayvan Yayınları
Mike Segretto
Çev: Cihat Taşçıoğlu
176 sy.
"Bu kitabı son müsveddeleri dikkatle okurken yüzüne yerleşen tiksinti gerçekten ilham verici olan anneme adıyorum.."

İletişim Yayınları
Akif Kurtuluş
271 sy.
En hevesli okuyacağım kitaplardan biri. "İlk cümle"nin aşkına değil sadece, bu kitap bir aşk romanı, ümitsizlikle büyüyen bir aşkın romanı. Bakın ilk cümlesine, ne inandırıcı ve ne çok mut dolu..
"Hayır, bu kez başka türlü olacak."
İletişim Yayınları
Tarhan Gürhan
71 sy.
Bir alkol/süzlük güncesi, üzerine delilik ve merak serpiştirilmiş bir başlama ve bırakma hikâyesi.
"6. Mart. 2001 / Dikmen
Boşluğu ve perişanlığı sızdırıyor günler sadece.."
Metis Kitap
Svetlana Boym
Çev: Yiğit Yavuz
328 sy.
Yıl 1939, Paris'te bir Rus göçmeni. Avrupa, Rusya'da yaşananları sadece "heyecan verici" olarak yorumluyor. Köksüzlüğü ve entelektüelliğiyle tanınan Nina hiç bilmediği bu topraklarda bir cinayete kurban gidiyor. Bu cinayetin peşinden giden Tanya'nın öyküsünü okuyacak gibi duruyoruz biz de.
Süveterli sürüler çobanlarını izlemeye devam etsinler sevgili okur, biz kitaplarımızı "hüüüp" diye içimize çekelim. Sımsıcak bir kış elbette mümkün..
16 Eylül 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)



