12 Haziran 2011 Pazar

Kolaycacık Nosta

Herkes için "kolay" oldum / olmuşum ben sevgili okur. Dün uzuuun uzun düşündüm, biraz üzdüm kendimi. Olsun ama, üzülmediğimiz bi' dünya yok ki. Gerçi bundan milyon çeşit farklı dünya da olsa, ben illa ki her birinde üzülüp, kahırlara dert olacak bi mevzu bulurum. Neyse.. Konumuz bu değildi.

Arkadaş toplantılarında doğum hikâyelerinin anlatıldığı bölüm başladığında, annem hep beni ne kadar "kolay" doğurduğundan bahseder. Hiç acı çekmediğinden, onu zerre kadar korkutmadığımdan. Babam var bi' de bu kolaylıktan payını alan. Hiç sabahlamadım ben senin yüzünden, der. Ne zaman başın yastıkla kavuşsa hemen uyudun sen. Kolay büyüdü bu kız, değil mi hanım?! Şimdi, burdan bakınca kolay olduğu besbelli lakin, büyümekle aram her daim açık oldu. Ananem. Beni kuzuların kuzusu diye seven, kelimenin gerçek anlamıyla bağrına basan tek insan şu yeryüzünde belki de. O da bu "kolay"lığı bir meziyet gibi görüp anlatanlardan. Bir meyve tutuştururdum eline, senin gözün televizyonda reklamlardan geri gelmezdi, hiç ağlamazdın annen yokken der. Kolayca geçirirmişim zamanı. Sen benim için her şeyi kolaylaştırdın, der eski sevgili. Keşke o yemeği hazırcacık getirmeseydin önüme de birikte yapsaydık. Çok kolaydın hep.

Ben bunları her duyduğumda ve yeniden yeniden kafamda kurduğumda, duymadıklarıma da inandığımda bi'şey "çıt" ediyor içimde. Kolayca kırılıveren bir kolaylık bu. Sevmesi kolay, vazgeçmesi kolay, unutması kolay, alışması kolay.. İşte karşınızda tüm zorluklarını çöpe tıkan Nosta! Tralallalaa!!

Kolay evlat, kolay dost, kolay sevgili, kolay insan. Bunları ve elbette daha fazlasını düşündüm dün gece uzuun uzun. Bir hata değil belki bu, suç asla değil. Yaratılış meselesi galiba sevgili okur. Kolay olmakla bir zorum yok aslına bakarsan, benim derdim kolaylıkla basitliği karıştıran insana. Zor'landığım / zorladığım anlarda var. Onları sen bilmezsin sevgili okur. Onlar kendimle / kendimde.

Kucak kucak virgüller taşıdım sevdiklerime. Sen az buçuk bilirsin, ben son'lara dayanamam sevgili okur. Dolaplarla gezdim sırtımda, aradıklarını beraber bulalım diye. Ben çabaladım ey insan, ben içimdeki onlarca nosta'ya rağmen sırf senin için kolaylaştırtım yüzüne isteyerek baktığım hayatı. Sense çıkmış karşıma basitlikten dem vuruyorsun bugün. Ama yok. Karşı çıkmıyorum sana, kabullendim ben. Hem de gülümseyerek, "Sizin alınız al, morunuz mor / Hiçbirinizle dövüşemem / Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum!" diyen bir şiire inandım ben. Hiç zor olmadı, kolaycacık açtım kalbimi. Yine olsa yine yaparım!

4 yorum:

Eylül Köksümer dedi ki...

bilmiyorum.. burda bir çelişki var. herşeyi kolaylaştırmayı, insanları memnun etmeyi kendine görev biliyorsun, üstelik içinden gelerek ve başka bir yol bilmeden yapıyorsun bunu. ve o insanlar da sorgusuz sualsiz başka bir yol önermeden, senin getirdiğin kolaylıkları kabul ediyor.. fakat bir yerde, tüm sorun, senin herşeyi kolaylaştırmandan çıkıyor. o zaman ortada bir aşılması gereken bir zorluk var, ve sen çözülmesi zor bir insansın karşı taraf için.

kafam karıştı. bu yüzden yarattığım hiçbir sorunu çözemiyorum.

nosta dedi ki...

Hahahaaa! O güzel kafanı, böyle sorularla yorma sakın! Kolay olmanın zorluğu da varmış, ahir ömrümüzde bunu da öğrendik, diyelim, yan tarafa geçelim..

Eylül Köksümer dedi ki...

o ''güzel kafam'' hizmetinizdedir sayın nosta, şerefinize.

nosta dedi ki...

Aldım kabul ettim, aldım kabul ettim, aldım kabul ettim!

Deli Eylül!

Related Posts with Thumbnails