14 Aralık 2010 Salı

Nosta'nın Kadınları

Eğer "onlar" olmasaydı adımın anlamıyla yapayalnız kalırdım ben. O anlam ki, bir anda buza çevirir dünyayı.

Arizona Dream / Grace

Canım Grace!
Sen biliyordun dünyanın ne çekilmez, ne sevimsiz bir yer olduğunu. Herkes "şaka" zannetti, değildi.

Akordionu bu kadar hüzünlü kılan, kaplumbağalara ve balıklara ruhunu üfleyen, gecenin en karanlık saatinde ölümden hiç korkmayan, şapkasıyla, pamuk beyazı elbisesiyle yok'luğa koşan, yağmurları yağdıran, notalara hükmeden Grace, hayata yeniden "bak, ben geldim. söz verdiğim gibi döndüm işte!" dediğin günü, yaşgünüm ilan edip bekliyorum..





Chocolat / Vianne


Aşkı bulmuş mutlu yanı da yansırmış filmlere meğer insanoğlunun. Hayattaki tek gerçeğin "acı" olduğunu bilsem bile inanasım geliyor mut'lu filmlere, ki Vianne'nin de sakladığı bir sır vardı. Sustuğu, kaçtığı biri/ bi'şeyler vardı.
O en neşeli anlarda bile insanın içine oturan, boğazında düğüm olan "şey" var ya, "mutluluk" değil onun çaresi. Çikolata da değil. Avaz avaz bağırmak belki durduk yere ki o da mümkün değil.

O sır'la yaşayacaksın ey insan! Senin trajedinde bu! Susarak yaşamak.



Le Hérisson / Renée

Ah canım Renée, Ruh eşim!

Bu dünyada "çirkin" olmanın bir başka anlamı var. Sen bilirsin neden bahsettiğimi, Arda'da bilir. Saklanmalar, insanlardan korkmalar, kaçmalar, boş yere utanmalar. Perde aralarından görülen manzara karşısında yaşanan dehşet. Aşkı gördüğünde bir türlü inanamaman, "gerçek"e duyduğun öfkeden değil, biliyorum. Bu inanamamak, insana duyduğun öfkeden.

İçimde değilsin, içimsin Renée!






Fight Club / Marla


Marla,
damağımdaki kesik,
gözlerimdeki buğu,
beynimdeki tümör,
ellerimdeki ağrı,
ruhumdaki uyuşukluk,
kaybettiğim cesaret,
tüm umursamazlıklarım,
akıl erdiremediğim hayat,
okunmamış kitaplar,
izlenmemiş filmler,
umutsuzluğa endeksli aşk hikâyeleri.

Sen kendini kaybetmiş bir tanrısın Marla, bizler de sana inanan öfkeli kalabalığız.

in marla we trust!



Dom Durakov / Zhanna

Ah be Zhanna, gözlerindeki bakışın a-normal olduğunu zannedip nasıl tıktılar seni savaş zamanı o "deliler evi"ne!
Ve sen her şeye boş verip nası yaktın abayı, o ünlü ve şahane müzisyene!
En az Grace kadar hüzünlüsün, aşıksın ve ruhumsun sen de! Sana "deli" diyenlere aldırış etme! O delilik ki, gerçeğin ızdırabından kurtarır insanı.

8 yorum:

creep dedi ki...

arizona dream hiç sevmedim ve senin sevmene de şaşırıyorum

nosta dedi ki...

Arizona Dream'i sevmeyenleri adam tutup dövdürüyorum! Bu konuda şakam yok creep!

creep dedi ki...

sözlerimin arkasındayım.
bu filmle ilgili en güzel olay ın the deathcar'dır. Hatta filmin bile önüne geçmiştir.
Dövdür beni!

nosta dedi ki...

Tüm zamanların bence en şahane filmdi Arizona Dream'dir. "Abartma nostaaağ!" diyenler olacaktır elbet! Ben bişey yapmıyorum ama, hepsi Grace'in suçu!

creep dedi ki...

o filmde aklımda tek kalanlar, jery lewis ve faye'dir.

Hacivat dedi ki...

fassbinder'ın kadınlarını hatırladım okuyunca.

Mary Daisy Dinkle dedi ki...

Grace benim için de ayrı.Filmi izlerken gidiyo lan kız veda ediyo lan size,ölüyo diye bas bas bağırdım da sesimi duyuramadım.Ölmediği akodion çalan bir kaplumbağaya dönüştüğü söylenir.
şu aralar benim de aklıma sık sık düşen La Strada'nın Gelsomina'sı.
ayrıca "bunlar da ilginizi çekebilir" şeysi baya yararlıymış.

nosta dedi ki...

La Strada'nın Gelsomina'sının peşine düştüm o vakit.

Sen seviyorsan vardır bir sebebi.

Related Posts with Thumbnails