17 Temmuz 2010 Cumartesi

alexis ya da beyhude mücadelenin kitabı



bu bir kitap değil aslında. "bu mektup, dostum, çok uzun olacak." diye başlayan bir itiraf metni. metni kaleme alan itirafçımız ve kahramanımız alexis, karısı monique'e makul bir terk mektubu yazar ve içinden geçenleri, evliliğe uygun olamayışını, "normal" olamayışını daha doğrusu anlatmaya başlar. bunu açıkça söylemez sadece ima eder. uzun uzun yazar, yazmaktan nefret etmesine rağmen..

"o kadar çok yalan söyledik ve yalan yüzünden o kadar çok acı çektik ki, samimiyetin iyileştirici bir yanı olup olmadığını denemenin hakikaten zararı olmayacak."

"çocukluğum bayram arifelerinin kaygıyla beklenişi, ya da bir şey olmasını dileyerek hiçbir şey yapmadan geçirilen çok uzun öğle sonralarının uyuşukluğu kadar uzak benden. o zamanlar adlandırmayı bile bilmediğim bu huzuru yeniden bulmayı nasıl umabilirim?"

"beni bağışlayın monique, ruh bana çoğu zaman vücudun aldığı sıradan bir soluk gibi görünüyor."

"yaptıklarımıza bir tür gerçeklik veren başkasının görüşüdür; benim yaptıklarımı kimse bilmediğinden, rüyada yapılan hareketlerden daha fazla bir gerçeklikleri yoktu. yorgun zihnim yalana o kadar çok sığınıyordu ki, sonunda hiçbir şeyin vuku bulmadığını kesin olarak öne sürebilirdim: geçmişi inkâr etmek, geleceğe yatırım yapmaktan daha saçma değildir."

"hafızamız da bizim oyunumuza gelir."

"bana göre kötülük, günahı alışkanlık haline getirmekti."

"acaba gençliğimizin hatırası mıdır bizi başkalarının gençliği karşısında allak bullak eden."

"acı bizi bencil kılar, çünkü bizi bütünüyle içine çeker: çok daha sonra, hatıra biçimine bürünerek, bize merhameti öğretir."

"iç dökmeler, bir başkasının hayatını kolaylaştırmak amacını gütmüyorsa, zararlıdır dostum."

"haz çok kısa sürer, müzik sadece bir anlığına yükseltip daha hüzünlü bir halde yere bırakır, fakat uyku bir telafidir. bizi terk ettiğinde bile, yeniden acı çekmeye başlamamız birkaç saniye sürer; ve uykuya her dalışımızda, kendimizi bir dostun kollarına teslim ettiğimiz hissine kapılırız. vefasız bir dost olduğunu biliyorum, bütün diğer dostlar gibi; çok mutsuz olduğumuzda o da bizi terk eder. ama er ya da geç, belki farklı bir isimle geri geleceğini ve sonunda onun kollarında dinleneceğimizi biliriz. rüyasız olduğunda mükemmeldir; denilebilir ki; uyku her akşam bizi hayattan uyandırır."

"hangi tedbirleri alırsak alalım, acı çektirmemek ne kadar zor..."

".. ve ruhum, onu daha iyi tanıdığımda, tıpkı vücudum gibi beni iğrendirdi."

"bu vasat, geleceksiz, geleceğe güvensiz varlıktan, kendimi ondan ayıramayacağıma göre Ben diye adlandırmaya mecbur olduğum bu varlıktan yoruldum."

".. belki de en korkuncu, başkalarının beni yalnızca, hayatla mücadele halindeki o kişi olarak tanıyacak olması."

"güçlülerin neşesi olan müzik, zayıfların tesellisidir."

"o gün, yeniden yaşadığına şaşan bütün bedenimle, dünyanın güzelliğine ilişkin ikinci bir içe doğuş anı yaşadım. ilkinin hangisi olduğunu biliyorsunuz. ilkinde olduğu gibi, ağladım; bunca mutluluktan ya da nimetten değil, hayatın bu kadar basit olduğu ve biz de onu kabul edecek kadar basit olsaydık ne kadar kolay olabileceği fikrine ağladım."

"bazen çok sert olan dünya, acımasızlığını dikkatsizliğiyle telafi eder. bizden şüphelenmezler, o kadar."

"siz mutlu olmak için mükemmel olmanın yettiğini sandınız; bense, mutlu olmak için artık suçlu olmamanın yettiğini sandım."

"ve belki de mutluluk daha iyi katlanılan bir mutsuzluktur sadece. kendi kendime böyle söylüyordum, çünkü cesaret, olayları değiştiremediğimizde onlara hak vermekten ibarettir."

"hayatın bizi değiştirdiğine inanmakla hata ediyoruz dostum: bizi yıpratıyor ve bizde yıprattığı şey, öğrenilen şeyler."

"..sizden olabildiğimce alçakgönüllülükle af diliyorum, sizi terk ettiğim için değil, bu kadar uzun süre kaldığım için..."

ve tarafımdan edilecek son söz: margurite sen kara gün dostusun, cansın ve belki de peygambersin!

alexis ya da beyhude mücadelenin kitabı, marguerite yourcenar, metis 1999

3 yorum:

Arda S. dedi ki...

nosta,

ellerine sağlık! dibim düştü yerlere! hem de pek çok kere...

Hacivat dedi ki...

Sanki utanıyormuşum ya da siz her şeyi anlamışsınız gibi hiçbir şey söylemeden gitmesem belkidaha iyi ederdim.Işığın çok az olduğu birbirimizin yüzünüzü pek seçemediğimiz, o yüzden de neredeyse her şeyi itiraf etmeye cesaret bulduğumuz bir saatte, bir odanın mahremiyetiyle alçak sesle, usul usul gidişimin sebebini açıklasam daha iyi olurdu.Ama sizi tanıyorum dostum.Siz çok iyi kalplisiniz.Bu tür anlatıda acınası bir şey vardır, bu da insanı duygulanmaya sevk edebilir; bana acıyacağınz için beni anladığınızı sanırdınız.Sizi tanıyorum.Bu kadar uzun bir açıklamanın beni küçük düşürmesine izin veremezdim, sözümü daha başta keserdiniz her cümlede sözümü kesmenizi umma zayıflığını gösterirdim. Başka bir niteliğiniz daha var (bir kusur belki), bundan birazdan bahsedeceğim ve artık bunu istismar etmek istemiyorum.Merhametinizle arama bir mesafe koymaya kendimi mecbur tutacak suçluyum size karşı.

nosta dedi ki...

enfes!

Related Posts with Thumbnails