12 Ocak 2011 Çarşamba

Duma Duma Dum, Ben Bir Yalan Uydurdum!

Bu filmde ne var,

                                            hüzün             çocuk                    eski fotograf
                                                       
                                                         fırtına             acı         anı
                                             
                                             zaman             aşk                       çıldırmış anne


Hüzünlü çocukların umutsuz hikayelerini seviyorum! İnatçılıklarını, acıyı kabulleniş tarzlarını, ağlamamak için oynadıkları oyunları ve rüyalarını.  İçimde neye tekabül ediyor tüm bunlar, hangi taşlar yerinden oynuyor, bilmiyorum. Bilmek de lazım değil elbet. Biz kafamızda onlarca cevapsız soru olduğu, ders çalışır gibi film seyretmiyoruz değil mi? Biz kardeş bi ruha rastlamak için izliyoruz, onun için geçiyoruz o beyazperdenin başına. Ve belki de bu yüzden “beyaz” perde diyorlar adına.

Simone -filmin afişinde babasına sarılır gibi o devasa ağaca sarılan kız çocuğu-,  ölen babasının ruhunun evlerinin hemen yanındaki ağaçta saklandığına inandırır kendini. Ve zamanla tüm aile bu gerçeküstü olaya inanmış bir halde bulur kendini.

"Bu mu şimdi, bu kadarcık mı yani!" diyecek olan gerçek meraklılarına nacizane cevabım: Evet bu. Ve evet Bertucelli 100 dakika boyunca sadece hüzünlü bir yalan sunuyor size. Kendi de inanmayarak, "Sen de inanma ey seyirci!" diyerek, gerçeği, ölümü alt etmenin imkansızlığına inanarak sunuyor. Denemiş ya, o manayı kavramak yeter insan olana!

3 yorum:

AVRAM USTA dedi ki...

Bazen , yaşayabilmek için olağandışı ( ne demek ise ) olaylara inanmak gerekir.Hayat ile kurulan bağ olmuşsa , izin vereceksin hayale.Hayata giriş izni vereceksin.

nosta dedi ki...

Filmde de aynen bu vardı işte! İzin vereceksin de ne zamana kadar? İlla ki o gerçek ilk bulduğu fırsatta yapışıyor yakaya!

AVRAM USTA dedi ki...

Gerçek zaten her zaman tam ensemizdedir.Yapışmasına gereksinim duymayacak kadar.
Ne zamana kadar mı izin vermek lazım?Kişiye göre değişir ama kendi deneyimlerine göre diyebileceğim şey şu : Ya o gerçek duvar olur karşına çıkar bir anda ensende gezmekten vazgeçer ve sen o duvara frensiz çakılır ve dağılırsın yada gerçeklik ile arada bir kordon bağına gerek kalmadığı için kendiliğinden hayalin yerini alıverir.Etkisi en fazla yeni doğmuş bebeğin ciğerlerine giren ilk oksijen moleküllerinin yarattığı etki kadar olur:Canın acır ve bağırarak ağlarsın.

Related Posts with Thumbnails